Selin Yalçın
Bir yaz ritüeli nasıl politik bir savaş alanına dönüştü
İftar saatlerinin hemen öncesinde, Saint-Rémy konut bloğunun avlusu boyunca mangal merdivenlerinden yükselen merguez sosisinin kokusu sık sık akşamüstlerini işaret ederdi. İnsanlar korkuluklara yaslanır, çocuklar plastik sandalyelerin arasında koşturur, komşularından biri çoğu zaman “hiç aç değilim” diyen komşusuna sosis ikram etmeyi önerirdi. Ancak geçen Cuma bu koku yoktu. Yerine kapıya iliştirilmiş bir kağıt gördüler: Belediyenin kararıyla özel balkon ve teraslarda barbekü yapmak kamu güvenliği ve iklim koruması gerekçesiyle artık kesinlikle yasaktır.
Beşinci katlarda yaşayan Alain, elektrikli ızgarasını yasadışı bir yasak eşya gibi katladı. Alt kattakiler ise el birliğiyle etrafı saymaya başladı; dışarıdaki kahkahalar ve duman bir anda ellerindeki kelimelerle hiç olmamış gibi sessizleşmişti. Kimse, iklim tartışmasının bir gün ailelerin şişe şişe skewer’larına kadar uzanacağını düşünmemişti.

Gelecek günlerde mahalleli WhatsApp grupları adeta patladı. Belediye başkanının kararıyla ilgili ekran görüntüleri, bir zamanlar gururla duran mangal köşelerinin yavaş yavaş boş balon fotoğraflarıyla birlikte dolaşmaya başladı. Köşe kafede kahveler eşliğinde görüşler çarpıştı: bazıları günlük kirliliğe karşı cesur bir adımı alkışlarken, bazıları bunu, özel jetler gökyüzünde gezinmeye devam ederken üstten gelen ahlaki bir ders olarak gördü.
Kayıp olan tek şey sadece sosisli şiş değil, aynı zamanda basit bir yaşam anının suçlulukla damgalanmış hissiydi. Onlarca evin yüreğinde, “gündelik mutluluklar da mı suç?” sorusu yankılandı ve duvarlar boyunca yankılandı. Tower C’de Nadia, geçtiğimiz yaz balkon mangalını ilk kez satın almıştı; küçük, güvenli ve incelemelerin ardından seçilmiş bir gazlı modeldi. O, için bu sadece bir alet değil, bir ayrıcalık gibi geldi. Arabası yok, uçamıyor ve termostatını da istediğinden düşük tutuyor. “Barbeküler benim tek zevkimdi,” diyor, köşede şimdi katlanmış duran, sanki yasaklı bir oyuncak gibi duran ızgaraya işaret ederek.
Yaşamla ban arasındaki uyum: uyum sağlama, dolaplar ve sessiz direniş
O bahsettiğimiz Pazar günü, Nadia ve ailesiyle birlikte ebeveynlerini ve kardeşinin ailesini karşılayacaktı. Ama planlar değişti ve herkes onun küçük oturma odasında, ocak üstü ızgara karşısında toplandı, pencereler aralık, oysa aynı hisler sürüyordu: aynı şeyler ama farklı bir çerçeve. Bu karar, CO₂, partikül emisyonları ve yangın riski gibi konuları bir araya getiriyordu; yazların giderek daha sıcak, kuru ve daha belirsiz hale geldiği bir şehir için bu karar, reddedilmesi güç ama yutulması zor argümanları bir araya getiriyordu.
Birçok kişi, “plan B”ye hızla geçiş yaptı: yerel hırdavatçıda taşınabilir elektrikli ızgaralar birkaç gün içinde tamamen tükendi. Parası olanlar ise dramatik bir şekilde yeni cihazlar, yeni tarifler ve “kentsel mangal” olarak adlandırılan fırınlanmış sebzelerle adapte oldu. Tartışma, rüzgâra karşı gelen dumanın gerçekten daha az rahatsızlık verip vermediği gibi sorulara kaydı; elektrikli plançanın fosil yakıtlı elektrikle çalışırsa gerçekten daha az mı kirlilik yaratıp yaratmadığı tartışması sürdü. Balkonlarda artık mangal yapmak neredeyse bir suç yapısı olarak görülüyor ve insanların yaratıcılığını tetikleyen, yarı sır adımlarla ilerleyen bir özgünlük olarak ortaya çıktı.
Bir başkası için direnç, gürültü yapmamakla birlikte inatçılıktı. İkinci kattaki yaşlı bir çift, Pazar günleri mangal yapmaya devam etti; kapağı kısık tutar, kokunun yayılmasını engellemek için tütsü kullanmayı sürdürürdü. Bunu mahalle oyununa çevirdiler: “Bu hafta yakalanacak mıyız?” Dış avlunun karşısında bir grup öğrenci, aslında hiçbir şey ızgara yapılmayan “sahte mangal” düzenliyor; balkonda paylaşılan içecekler ve salatalar sessiz bir protesto biçimi olarak paylaşılıyordu.
İklim suçluluğu ile günlük sevinç arasındaki dengeyi bulmak
Birçoğu, yukarıdan gelen bir kuralın evlerimizin ortasına düşmesini izlerken, neden bu denli güçlü bir öfke duyduğunu biliyordu. “Bir kural her zaman gerçeği yansıtmaz,” diyenler, iki dünyayı bir araya getiren bir denge arayışına girdi. İnsanlar, temiz hava istemekte haklıydı; çocukları için yaşanabilir bir iklim de gerekliydi. Ancak her küçük zevkin karbon suçuna dönüşmesini kabul etmek istemiyorlardı. Evlerinde mutfaklarını yeniden düşünmeye başladılar: dumanlı marine soslar, fırında pişirilen sebzeler, ocakta baskı altında ızgara yapan tavalarla yeni ritimler geliştirdiler. Bazen yıldızların altında yanmayan alevler bile ritüeli sürdürmeye yetiyordu.
Duman dağıldığında, aslında ne tür bir şehir istiyoruz?
Kullanılan veriler, sonuçta net görünüyordu: kömürlü mangal, düşünülenden çok daha fazla sera gazı salıyordu; üstelik her hafta sonu binlerce balkon bu kirliliğe ortak oluyordu. Dumanın komşu dairelere sızması, astım atakları ve sıcak dalgası sezonunda itfaiye hizmetlerinin gerginleşmesi gibi etkilerle birleştiğinde, kararın zorlukları büyüyordu. Ancak tepki bu kararla sınırlı kalmadı; sosyal medyada tartışmalar hızla mahallelerinden öteye geçti. İnsanlar, “iklime dost mangal alanları” fikrini savunan paylaşımlar yaptı; şehir tarafından yönetilen parklar içinde ortak, temiz yakıt kullanan ve belli zaman dilimlerine sahip bir sistem önerildi. Bir diğer yaklaşım, yapıların arasındaki açık hava mutfaklarının ortak kullanıldığı, daha iyi havalandırmalı bölgeler kurmayı savunuyordu. Mangal artık özel bir eylem olmaktan çıkıp, toplu bir hareket olarak düşünülmeye başlandı.
Topluluk artık çözümler ve diyalog arayışında
Bu fikirler ilk bakışta ütopya gibi görünebilirdi; fakat yasaktan uzaklaşıp ortak çözümlere yönelim, konuşmaların temelini güçlendirdi. Piyasa tarafından kahramanca görünen bir zorlama yerine, topluluklar daha kapsayıcı bir yaklaşımı benimsedi. Birçok mahallede temiz hava ve yaşanabilir bir iklime gerçekten ulaşmak isteyen insanlar için tek başına mangal yasağı yeterli olmayacaktı. İklim, ulaşım ve ısıtma gibi alanlarda daha güçlü önlemler gerekecek; aksi halde yasa bir görsel tiyatrodan öteye geçemeyecekti. Sosyal medyada tartışmalar sembolik bir eylemden daha fazlasını gerektirdi: paylaşılan çözümler, ortak aklın gücüyle şekillendi.
Öneriler ve Sık Sorulan Sorular
Toplumun ilerlemesi için bazı somut öneriler bu mahallenin temasını güçlendirdi:

- Parklarda paylaşılan barbekü alanları oluşturun; sıkı zaman çizelgeleri ve temiz yakıt kullanımıyla.
- Sık bütçeli evlere düşük emisyonlu ekipmanlar için hibeler sağlayın.
- Yerel kirlilik kaynakları hakkında açık, dürüst verileri yayınlayın: evler, ulaşım, işletmeler.
- Komşuluk “iklim meclisleri” organize edin; yasakların sessizce gelmesini önleyin.
- Bir ilçede geçici kurallar deneyin; şehir genelinde uygulanmadan önce sonuçları görün.
- Bir belediye başkanı gerçekten özel balkonlarda barbeküyü yasaklayabilir mi?
- Balkon barbeküleri gerçekten iklime bu kadar zarar verecek mi?
- Yasak sonrası genelde hangi alternatiflere yönelirler?
- Özel balkon mangalına karşı para cezası uygulanabilir mi?
- Böyle kurallar benimsenmeden önce vatandaşlar nasıl söz sahibi olabilir?
İsterseniz bu konuyu daha derinleştirebilir, belirli bölümler için kendi fikirlerinizi ya da yerel bağlamda uygulanabilecek somut adımları da ekleyebilirim. Yine de özetle, bu hikâye sadece bir ban meselesi değil; kent yaşamında özgürlükler ile sorumluluklar arasındaki dengeyi bulma çabasıdır. Şehrin kokusu artık tek başına değil, ortak akılla şekillenen bir geleceğe doğru yol alırken yeniden yaratılan bir hikâyedir. Bu süreçte bizi en çok meşgul eden soru, “Hangi şehir ve hangi iklim için, gelecek kuşaklara nasıl bir miras bırakıyoruz?” olmuştur. Bu soruya yanıt bulurken, mahallede doğan küçük çözümler ve ortak diyaloglar, gerçek hikâyenin özünü oluşturmaktadır.
Yazar
Selin Yalçın
Selin Yalçın, genel kültürü pratik fikirlerle buluşturan bir içerik editörüdür. Kendin yap projeleri, gündelik hayatı kolaylaştıran yaratıcı çözümlerle harmanlamayı sever. Merakı geniş, anlatımı nettir; küçük fikirlerin büyük etki yaratabileceğine inanır.
